20 03 2007

Sivas-Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası

Sivas-Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası


Beş yapıdan oluşan bir külliyenin ana yapıları olan birbirine bitişik Ulu Cami ve Darüşşifa, tarihçesi Hittitlere kadar geri giden bir yerleşimde, Sivas'ın Divriği ilçesindedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra 1922 yılında ilçe olan Divriği en parlak dönemini Mengücek oğulları Beyliği zamanında yaşamıştır. 1937 yılından başlayarak bölgedeki demir madenlerin işletilmesi ile yeniden önemli bir konuma kavuşmuş olan yerleşim, eski dokusunu günümüzde de kısmen korumaktadır.

1985 yılında Dünya Miras Listesine alınan Ulu Cami Külliyesi’nde, beşi bani adı ve tarih, altısı usta adı veren onbir kitabe karşımıza çıkmaktadır. Kitabelerden, caminin 1228-29 yılında, Selçuklu sultanı I. Alâeddin Keykubad zamanında, Mengücekli beyi Ahmed Şah; Dârüşşifa’nın aynı tarihte, eşi ve Erzincan beyi olan Fahreddin Behramşah’ın kızı Turan Melek tarafından Ahlat’lı Muğis oğlu Hürrem Şah adlı bir mimara yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Caminin doğu cephesindeki pencerenin (özgününde bey mahfili kapısının) üzerinde Ahlatlı nakkaş Ahmed, minberde Tiflisli İbrahim oğlu Ahmed ve hattat Mehmed, caminin güney duvarındaki âyet şeridi üzerinde Mehmed oğlu Ahmed’in adları yazılıdır. Divriği Ulu Camii ve Dârüşşifası, Selçuklu dönemi içinde küçük sayılabilecek yapı topluluklarından biri olmasına karşın, altı sanatçısı ile dikkat çekicidir. Bu bağlamda yapı topluluğu, Selçukluların yanı sıra Mengücekli çevresinde de ekip çalışmasının varlığını gösteren önemli bir örnektir.

 

Derinkuyu Yeraltı Kenti. Toprak seviyesi altındaki kaya kütlesinin oyulması ile oluşturulmuş yedi katlı bir yer altı kentidir. 1. ve 2. katlarda oturma yerleri, ahırlar ve tuvaletler; 3.-5. katlarda gizlenme yerleri; 6. katta konferans salonu, altta ise su vardır. Savunma ve gizlenme amaçlı yapılmış kentin alt katında bir de narteksli ve haç planlı bir şapel yer almaktadır.

Divriği, Kale'den görünüm. Selçuklular zamanında, Mengücekoğulları'nın en önemli merkezi olan Divriği, bu dönemde cami, türbe, darüşşifa, hamam gibi çeşitli türlerde bezemeli yapılarla donatılmıştır. 16. yüzyılda Osmanlı egemenliğine giren ilçede, yapıların büyük bir bölümü Mengücekoğulları'na aittir. Ortaçağ dokusunu kısmen koruyan yerleşim, kalenin eteğindeki 18.-19. yüzyıl konutları ile de dikkati çekmektedir.

 

Caminin Mimari Özellikleri

 
 

Ulu Cami, kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen plânlı ve tümüyle kesme taşlarla kaplanmış bir yapıdır. Kuzey ve batı cephe eksenlerinde, doğu cephesinin güneyinde (sonradan pencereye dönüştürülmüş) birer portal yer alır. İç mekân, sekizgen payelere atılmış çift yönlü sivri kemerlerle farklı genişlikte yirmi beş birime ayrılmıştır. Büyük boyutlu mihrap önü birimi tromplarla geçilen dilimli, orta bölüm ise oval birer kubbeyle örtülüdür. Sekizgen aydınlık açıklığı bulunan orta bölümün kubbesi sekizgen piramidal külâhla örtülüdür. Diğer birimlerin örtü sistemini haç, yıldız ve bileşik tonozlar oluşturmuştur. Güneydoğudaki bey mahfili de bileşik tonoz örtüsü ile dikkati çekmektedir.

Divriği Ulu Camii, kuzeyden görünüm. Beden duvarından taşkın ve yüksek tutulmuş portali, sınır tanımayan yüzeyden taşkın ve hareketli bitkisel bezemeleri ile eşsiz bir örnektir. Ayrıca Mengücekoğulları'ndan Ahmed Şah'ın 1228-29 yıllarında Ahlatlı bir sanatçıya yaptırdığı caminin kuzey portali, taş süslemeleri ile de benzersiz bir örnektir.

Caminin mihrap önü kubbesi ve geçiş sistemi, tonozlarının yanı sıra, bey mahfilinin kısa bir süre önce kaldırılmış ahşap kiriş ve dikmelerinde kırmızı, beyaz ve yeşil renkte geometrik ve bitkisel kalem işi bezemeler görülmekteydi. Ulu Cami, özgün boyalı nakışları ile de 13. yüzyıl Anadolu-Türk mimarlık örnekleri arasında özel bir konuma sahiptir. Güney duvar eksenindeki büyük boyutlu taş mihrap, yarım yuvarlak nişi ve yarım kubbe kavsarasının yanı sıra, yüzeyden taşkın ve sınır tanımayan palmet, kıvrık dal ve rumî motifleriyle dikkat çekicidir. Mihrap önünün batısındaki birimin güney duvarına bitişik ceviz ağacından yapılmış sahte kündekârî tekniğindeki ahşap minberin aynalık, korkuluk ve kapı kanatlarında dörtgenler, beşgenler, beş ve on iki kollu yıldızlar, yıldız geçmelerle oluşturulmuş düzenlemeler karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca, tonozların da özellikle orta bölümlerinde palmet, kıvrık dal ve rumîlerden oluşmuş girift bitkisel bezemelerin yanı sıra, özellikle yıldız çeşitlemeleri yansıtan geometrik süslemeler görülür.

Caminin iç mekânındaki ilginç bezemelerin dışında, sade kuruluştaki cepheler değişik kurguları ve süslemeleri ile yapıya damgalarını vurmuşlardır. Beden duvarından yüksek ve taşkın tutulmuş kuzey cephe eksenindeki anıtsal portal, kısmen yüzeyden taşkın ve sınır tanımayan bitkisel düzenlemeleri ile yapının en dikkat çekici öğesidir. Nitekim araştırmacılar, girift ve hareketli süsleme programı nedeniyle bu portali “Barok Kapı” olarak adlandırmışlardır. Egemen konumdaki palmet, rumî, lotus ve kıvrık dalların yanı sıra, vazodan çıkan bitkisel motiflere de yer verilmiştir. Ayrıca, zencerek, dörtgen, baklava, altıgen, tam ve yarım yıldızlardan oluşmuş geometrik düzenlemeler de karşımıza çıkar.

Kuzey portale göre daha sade bir anlayışla ele alınmış batı cephedeki portal dışa taşkın olmakla birlikte, farklı olarak beden duvarından yüksek tutulmamıştır. Portal nişini dıştan sınırlayan beş şerit ile nişte, daha yüzeysel olarak işlenmiş bitkisel ve geometrik düzenlemelerin, adeta hiç boş yer bırakmamacasına yüzeyleri hareketlendirdiği görülür. Oldukça girift ve dokuma işçiliğini andıran bezemeleri nedeniyle “Tekstil Kapı” olarak adlandırılmıştır. Geometrik motifler arasında zencerek, balık sırtı, dörtgen, baklava, altıgen ve yıldız geçmeler; bitkisel motifler olarak farklı düzenlemeler içinde kıvrık dal, palmet, rumî ve yer yer de lotuslar görülmektedir. Daha da ilginci, portalin dış kenarlarındaki mukarnas kavsaralı nişlerde figürlü süslemeye yer verilmiş olmasıdır. Kuzeyde, çerçeve içine alınmış tek ve çift başlı kartal; güneyde yalnız çift başlı kartal motifi üsluplaştırılmış bir anlayışta ele alınmıştır. Tek başlı kartalın yapının kurucusu Ahmed Şah’ı, çift başlı kartalın ise Mengücek oğullarının bağımlı olduğu Anadolu Selçuklularının ünlü sultanı I. Alâeddin Keykubad’ı simgelediği düşünülmektedir.

Caminin kuzeybatı köşesindeki silindirik gövdeli ve tek şerefeli kesme taş minare özgün değildir, yuvarlak kaidesindeki kitabeye göre 1565 yılında Osmanlı padişahı Kanunî Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Bu tarihte yapının, özellikle iç mekânının onarıldığı da anlaşılmaktadır. Doğu cephenin güneyindeki, özgününde bey mahfiline girişi sağladığı anlaşılan portal sonradan pencereye dönüştürülmüştür. Diğer portallere göre daha sade bir anlayışta ele alınmıştır ve yine beden duvarından dışa taşkındır. Sivri kemerle kuşatılmış on bir sıra mukarnas kavsaralıdır, dıştan geometrik ve bitkisel bezemeli iki şeritle sınırlandırılmıştır. Dış şeritte kıvrık dal, rumî ve palmetlerle; iç şeritte yıldız geçmelerle oluşturulmuş düzenlemelere yer verilmiştir. Kurgusu ve süsleme programıyla Selçuklu portallerini anımsatması nedeniyle “Selçuklu Kapısı” olarak adlandırılmıştır.

 

Darüşşifa

 

Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, kuzeybatıdan görünüm. Bu eşsiz yapı topluluğu, anıtsal ölçeği, değişik anlayışta ele alınmış portalleri ve süslemeleri, özellikle ilginç tonoz çeşitlemeleri, caminin benzersiz mihrap düzenlemesi ve bey mahfili ile yalnız Anadolu-Türk mimarisi açısından değil, dünya mimarlığı bağlamında da çok özel konuma sahip bir yapı topluluğu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kapalı avlulu, üç eyvanlı ve batı kanadı çift katlı olarak düzenlenmiş kesme taş Dârüşşifa, camiye güneyden bitişiktir. XVIII. yüzyılda “medrese” olarak kullanılmış yapı, camiden farklı olarak doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen plânlıdır. Avlusu, bezemeli sütunlara çift yönlü kemer atılımıyla haçvari dokuz bölüme ayrılmıştır. Orta bölümün üzeri, iki yanda beşik tonoz kollarının, ortadaki köşe taşlı sekizgen kasnakla birleştiği camlı demir doğrama bir külâhla örtülüdür. Yapıda beşik, sivri, aynalı, çapraz, haç ve yıldız tonozlar da karşımıza çıkar. En belirgin örtü sistemi, ana eyvanın yıldız tonozudur. Ana eyvanın kuzeyindeki dikdörtgen plânlı, batısı beşik tonozla, doğusu tromp geçişli bir kubbeyle örtülü mekân Türbe olarak yapılmıştır. Türbede on altı sanduka yer almaktadır. Batıda, ilk sırada ortadaki firuze sırlı tuğla ile kaplı olanı yapının banisi Turan Melek’e, orta sırada batıdaki firuze çinilerle kaplı olanı Ulu Cami’nin banisi Ahmed Şah’a aittir. Dârüşşifa’nın iç mekânındaki kemerlerde, tonozlarda, giriş kemeri üzerindeki madalyonlarda, çoğunlukla kıvrık dal, rumî ve palmetlerden oluşmuş girift bitkisel bezeme karşımıza çıkar.

Yapının ana süslemesi doğu cephesindeki, beden duvarından taşkın ve yüksek tutulmuş portalde toplanmıştır. Profilli sivri kemerlerle kuşatılmış portal nişinde, sivri kemerli kapının yanı sıra üstte dilimli aynalı kemerli, dıştan bezemeli bir sütunla ve altındaki palmet, rumî ve kıvrık dallarla oluşturulmuş yüksek kabartma tekniğindeki bitkisel düzenleme ile bölünmüş bir pencere dikkati çeker. Caminin portallerine göre daha sade bir anlayışta bezenmiş anıtsal portal, sivri kemerli kapının üzerindekiler daha yüzeysel, profilli kemerlerdekiler daha taşkın ve kısmen yüksek kabartma tekniğinde bitkisel ve geometrik motiflerle süslenmiştir. Yapının portali, özellikle kuruluşu dikkate alınarak araştırmacılarca “Gotik Kapı” olarak adlandırılmıştır. Geometrik motifler arasında çokgenler, gül bezekler ve sekiz kollu yıldızlar; bitkisel örnekler arasında tek ya da girift düzenlemeler yansıtan kıvrık dal, palmet, rumi, lotus ve akantüsler karşımıza çıkar. Ayrıca, vazodan çıkan palmet motifi de dikkat çekicidir. Portalin iki yanında ilginç figürlü bezemelere de yer verilmiştir. Rozetlerin üzerinde, büyük ölçüde tahrip olmuş birer insan figürü görülür. Bu tasvirler, Orta Asya geleneğinde güneş ve ay simgesi olarak yorumlanmıştır. Kuzeyde, silmeli üçgen çerçeve içindeki karşılıklı iki insan portresi daha iyi durumdadır. Bu figürler ise, yapı topluluğun banilerinin ya da ustalarının portreleri olarak değerlendirilmektedir.

1326
0
0
Yorum Yaz